Powered By Blogger

9 Kasım 2025 Pazar

OSMANLI ARŞİV BELGELERİNDEN TÜRKMEN-ALEVÎ VARLIĞINI TESPİT ETMENİN ZORLUKLARI ve İMKÂNLARI (DİYARBEKİR VİLAYETİ ÖRNEĞİ XVI. YÜZYIL)

Osmanlı Arşiv Belgelerinden Türkmen - Alevi Varlığını Tespit Etmenin Zorluğu ve İmkânları Diyarbekir Vilayeti Örneği 

Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Dergisi / 2016 / 13

OSMANLI ARŞİV BELGELERİNDEN TÜRKMEN-ALEVÎ VARLIĞINI 

TESPİT ETMENİN ZORLUKLARI ve İMKÂNLARI 

(DİYARBEKİR VİLAYETİ ÖRNEĞİ XVI. YÜZYIL)

The Dificulties and Possibilities of Determining the Turkmen Alevis’ 

Existence from the Ottoman Archive Records

(The Example of Diyarbekir Province in XVI Century)

Über Die Schwierigkeiten Und Möglichkeiten, Die Existenz Der Turkmenen￾Aleviten in Den Osmanischen Archiven Festzustellen

(Am Beispiel Der Provinz Diyarbakir Im Xvi. Jahrhundert)

Mehmet Salih Erpolat*

 DOI: 10.12973/abked.81.005

Diyarbakır ve çevresinde Türkmen-Alevi varlığı bilinen bir husus 

olmakla beraber bu durumun Osmanlı arşiv belgelerine yansıması 

durumu pek bilinmemektedir. Bu çalışmamızda belirtilen bilinmezliğin 

sebepleri açıklanacaktır.

Bu makalede kaynak olarak İstanbul’daki Başbakanlık Osmanlı 

Arşivinde bulunan Diyarbekir Vilayeti’ne ait 64 ve 200; Ankara’da 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tapu-Kadastro Genel Müdürlüğüne bağlı 

Kuyûd-ı Kadime Arşivinde 155 numarada kayıtlı mufassal (ayrıntılı) 

tahrir defterleri ile yine İstanbul’daki Başbakanlık Osmanlı Arşivinde 

998 numara ile kayıtlı Diyarbekir Vilayeti Muhasebe Defterindeki 

veriler kullanılmıştır. Bunların yanında Diyarbekir Şeriye Sicilleri 

ve Diyarbekir 1 numaralı Ahkâm Defteri incelenerek konu ile ilgili 

bilgiler değerlendirilmiştir.

Adı geçen bu kaynaklarda Diyarbakır’daki Türkmen-Alevî 

varlığının tespit edilen izleri delilleri ile ortaya konulmuştur. Tahrir 

defterlerindeki tespit edilen bazı kişi adları, yer adları ve bölgedeki 

* Yrd. Doç. Dr. Dicle Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Diyarbakır-Türkiye. Ö Z

112

Mehmet Salih ERPOLAT

Forschungszeitschrift über das Alevitentum und das Bektaschitentum / 2016 / 13

Alevî ocaklarının merkezlerinden hareketle konu ayrıntılı olarak incelenmiştir. 

Bilim çevrelerince de pek bilinmeyen ve tespitlerimize göre de sadece Diyarbekir 

Vilayeti’nin tahrir defterlerinin birinde adı geçen ve Alevîlerden alındığı anlaşılan 

“surh-serân” (Kızılbaşlar) vergisinin mahiyeti ve kimlerden alındığı, yaygınlığı ve 

miktarı hakkındaki bütün bilgilere yer verilmiştir.

Bu makale ile XVI. yüzyılda Diyarbakır ve çevresinde Türkmen-Alevî varlığının 

mahiyeti, yaygınlığı hakkında arşiv vesikalarına yansıyan bilgiler çerçevesinde gün 

yüzüne çıkarılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Diyarbekir Vilayeti, Türkmen, Alevî, Surh-serân (Kızılbaşlar)

ABSTRACT

Although the existence of the Turkmen Alevis in Diyarbakir and its environs is a 

known fact, the relection of this matter on the Ottoman archive records is not much 

known. In this paper, the reasons for this problem will be explained. 

In this paper, detailed cadastral record books registered under numbers 64 and 

200 belonging to Diyarbekir province, which are found in the Ottoman Archive of 

the Prime Ministry in Istanbul and under number 155 in the Archive of Kuyud-i 

Kadime, connected to General Directorate of Land Registry and Cadaster of Ministry 

of Environment and Urban Planning in Ankara along with data from account books 

of Diyarbekir province, registered under number 988 in the Ottoman Archive of 

the Prime Ministry in Istanbul were used as source material. In addition to these 

documents, after the analysis of court records of Diyarbekir and provisions book 

number 1of Diyarbekir, information relevant to the topic was appraised. 

The tracks of the Turkmen Alevis’ existence in Diyarbakir established in 

mentioned sources, were presented along with evidences. The topic was elaborated 

with reference to some personal names, name of places and centers of Alevi ocaks 

in the region which were determined in cadastral record books. The research paper 

includes all information about nature, payers, prevalence and quantity of the tax 

known as “surh-seran” (Kizilbaslar) which is not very known in academic circles and 

which was apparently taken only from Alevis and was mentioned just once in one of 

the cadastral record books of Dyarbekir province. 

113

Osmanlı Arşiv Belgelerinden Türkmen - Alevi Varlığını Tespit Etmenin Zorluğu ve İmkânları Diyarbekir Vilayeti Örneği 

Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Dergisi / 2016 / 13

In this paper, the nature of the Turkmen Alevis’ existence in Diyarbakir and its 

environs in XVI Century came to light within the frame of information about its 

prevalence, relected to archive records. 

Key Words: Diyarbekir province, Turkmen, Alevi, Surh-seran (Kizilbaslar)

 ZUSAMMENFASSUNG

Die Existenz der Turkmenen-Aleviten in Diyarbakır und Umgebung ist eine 

bekannte Tatsache, jedoch weiß man recht wenig darüber, welche Informationen 

die osmanischen Archivdokumente darüber liefern. Die vorliegende Arbeit wird die 

Gründe dieser angesprochenen Obskurität erklären.

Als Archiv-Quelle für diese Arbeit dienen dabei die zu Provinz (Wilayet) 

Diyarbekir gehörenden Steuerregister mit den Nummern 64 und 200 im Osmanischen 

Archiv des Ministerpräsidentenamts in Istanbul sowie die ausführlich (detailliert) 

gehaltenen Steuerregister mit der Nummer 155, die sich im Archiv für Historische 

Dokumente (Kuyûd-ı Kadime Arşivi) beinden, welches der Generaldirektion für 

das Grundbuch- und Katasteramt des Ministeriums für Umwelt und Städte in Ankara 

unterstellt ist sowie die Einträge aus dem Geschäftsbuch der Provinz Diyarbekir, 

welches unter der Nummer 998 im Osmanischen Archiv des Ministerpräsidentenamts 

in Istanbul registriert ist. Neben diesen Quellen wurden auch die Kadiamtsregister aus 

Diyarbekir (Diyarbekir Şeriye Sicilleri) sowie das Buch für Bestimmungen ( Ahkâm 

Defteri) mit der Nr. 1 zu Diyarbekir untersucht und themenbezogene Informationen 

ausgewertet.

In diesen genannten Quellen wurde alle Spuren, die sich bezüglich der Existenz 

der Turkmenen-Aleviten in Diyarbekir feststellen ließen, samt ihrer Beweise ofen 

gelegt. Das Thema wurde ausgehend von manchen Personen- und Ortsnamen und 

Zentren der alevitischen Geistlichenhäusern in der Region, die in den Steuerregistern 

festgestellt wurden, ausführlich behandelt. Die Arbeit liefert auch komplette 

Informationen über die “Rotköpfe“ (Kızılbaş) genannte Steuer und über deren Art, 

Ausdehnung, Höhe und Angaben darüber, von wem sie erhoben wurde, wobei auch 

hervorzuheben ist, dass die Wissenschaftswelt über diese Steuer recht wenig weiß 

und sie auch lediglich in einem der Steuerregister der Provinz Diyarbekir Erwähnung 

indet und nach unseren Feststellungen auch nur von den Aleviten erhoben wurde.

Dieser Artikel verdeutlicht die Existenz der Turkmenen-Aleviten im XVI. 

114

Mehmet Salih ERPOLAT

Forschungszeitschrift über das Alevitentum und das Bektaschitentum / 2016 / 13

Jahrhundert in Diyarbakır und Umgebung und liefert auf der Grundlage der 

Archivdokumente Erkenntnisse über ihr Wesen und Ausdehnung.

Schlüsselbegrife: Provinz Diyarbekir, Turkmenen, Aleviten, Rotschöpfe (Surh￾serân)

Giriş

Bu makalede amacımız Diyarbakır ve çevresindeki Türkmen-Alevî varlığının tarihî 

izlerini Osmanlı arşiv belgeleri ışığında tespit etmek, değerlendirmek, yorumlamak 

geçmişle günümüz arasında oluşan farkları açıklamaya çalışmak olacaktır1

. Bunun 

için ileri süreceğimiz ikirlerin dayanaklarını mümkün mertebe kaynak göstererek 

belirtilecektir.

Diyarbakır konumu, ikliminin elverişliliği, yaylak ve kışlakları, sahip olduğu 

verimli ovaları ve su kaynaklarından dolayı tarih boyunca hâkim unsurların 

dikkatini çeken, ele geçirmek için uğraş verilen coğrafya olmuştur. Bundan dolayı 

farklı sosyo-kültürel toplulukların izlerinin kolay bulunacağı, çabuk değişeceği bir 

yöre olarak dikkat çekmektedir. Bu bakımdan bölgenin tarihinden her hangi bir 

kesitinin çalışılmasında araştırmacıları bekleyen imkân ve zorluklar girifttir, iç içedir. 

Diyarbakır yöresi Türk, Acem ve Arap kültürünün coğrafya olarak bir birine en yakın 

olduğu olması bakımından tarihî ve kültürel unsurların sık sık değişmesinin mümkün 

olduğu yerdir.

Diyarbekir yöresinin hayvancılığa uygun olmasından dolayı beslenen milyonlarca 

koyunun bir kısmının İstanbul’da satılmasına için izin verildiğine dair hükümlerin 

olduğu da bilinmektedir2

. XVI. yüzyılda başlanan bu hususun XVIII. yüzyılın 

sonlarına kadar devam ettiğine dair belgeler mevcuttur3

.

(1) Daha önce tarafımızdan böyle bir çalışmanın girizgâhı yapılmıştı. Bkz. Mehmet Salih Erpolat, “Tahrir Defterlerinde 

Diyarbekir Vilayetindeki Türkmen Alevî Varlığı”, Ortaçağ Anadolusu’nda Bir Türkmen Şeyhi Dede Garkın, Editörler: 

Ahmet Taşğın, Mehmet Salih Erpolat, Sadullah Gülten, Önsöz Yayıncılık İstanbul 2014, s. 323-341.

(2) Başbakanlık Osmanlı Arşivi (Bundan donra BOA şeklinde gösterilecektir.) Mühimme Defteri 3, s. 467/1308. 

Diyarbekir beylerbeyine 11 Şevval 967 hicrî, 1560 miladi tarihinde yazılmış olan hükümde “haliya mahmiye-i İstanbul’da 

et hususunda ziyade müzayaka olmağım mahmiye-i mezbure zahiresiyçün Türkmen koyunlarından koyun gönderilmesin 

emr idüb buyurdum ki…” ibareleri yer almaktadır. Bundan da anlaşılıyor ki İstanbul’un et ihtiyacının karşılanmasında 

Diyarbakır’daki Türkmenlerin de katkısı mevcuttu.

(3) BOA, Diyarbakır Şeriye Sicili 3743, v. 14b. Diyarbekir Şer’iyye Sicilleri Âmid Mahkemesi, C. 5, Diyarbakır 2015, 

s.59-60. Bu belge ise 1767-1768 tarihlidir

115

Osmanlı Arşiv Belgelerinden Türkmen - Alevi Varlığını Tespit Etmenin Zorluğu ve İmkânları Diyarbekir Vilayeti Örneği 

Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Dergisi / 2016 / 13

Bu değişkenlikten bölgedeki Türkmen-Alevî varlığı da tarih içerisinde payına 

düşeni almıştır. Bu durum farklı yönleriyle araştırmalara konu olmuştur4

Diyarbekir yöresi, Anadolu’da ilk Türkleşen coğrafya olmanın yanında 

Türkmen-Alevî topluluklarının önemli dede ocaklarının zuhur ettiği coğrafyadır. Bu 

ocakların coğrai kökenlerinin Diyarbakır, Mardin ve Urfa olduğu hakkında görüşler 

mevcuttur5

.

 Bu makale için coğrafî alan olarak Diyarbekir Vilayeti olmakla beraber vereceğimiz 

örnekler daha çok günümüz Diyarbakır ili ile sınırlı olacaktır.

Türkiye’deki tahrir defterlerine dayalı çalışmalarda daha ziyade ele alınan 

sancağın idari yapısı, sosyal ve ekonomik durumu (köylüler, dinî gruplar, konar￾göçer topluluklar, tahsil edilen vergiler), yer adları, kişi adları, vakılar, dinî ve sosyal 

kurumlar, kanunnameler gibi hususlar öne çıkarılmıştır. Belirtilen bu durumla ilgili 

çok sayıda yüksek lisans ve doktora tezleri hazırlanmış, kitap, makale ve bildiriler 

kaleme alınmıştır6

.

Çalışmamızda önce tahrir defterlerinden elde ettiğimiz bilgiler verilecek, 

bu bilgiler değerlendirilecek, elde edilen sonuçlar okuyucunun ve kamuoyunun 

takdirine bırakılacaktır. Bizim burada vereceğimiz bilgiler konumuzla ilgili olarak 

tahrir defterlerinden elde edilen veriler olacaktır. Bunlar iskân yerleri, kişi adları ve 

Alevilerden alınan surh-serân vergisi gibi çarpıcı bilgilerden oluşacaktır.

Diyarbekir Vilayetinde Türkmen-Alevî Varlığının İzleri

Diyarbekir’de Türkme-Alevî varlığının yaşayan ve tarihe mal olan varlıkları 

olmak üzere iki unsuru mevcuttur. Bunlardan yaşayan unsurlar Diyarbakır’da Büyük 

Kadılı, Türkmen Hacılı, Nahırkıracı, Aşağı Darılı köyleri, Şanlıurfa’da Karkın, Sırın 

ve Kısas köylerinde yaşayan topluluklar gösterilebilir.

(4) Ahmet Taşğın, Diyarbakır ve Çevresindeki Türkmen Alevilerinde Dini Hayat, A. Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, 

(Yayınlanmamış Doktora Tezi), 2003; Bülent Akın, Diyarbakırlı Türkmen Alevi Âşıklar, Köln 2011; Hamza Aksüt, 

Anadolu Aleviliğinin Sosyal ve Coğrafi Kökenleri, Ankara 2002.

 (5) Hamza Aksüt, “Anadolu Aleviliğinin Oluşum Yerlerinden Biri Olarak Diyarbakır Yöresi”, 1. Uluslararası, Oğuzlardan 

Osmanlıya Diyarbakır Sempozyumu 20-22 Mayıs 2004 Bildiriler, İzmir 2004, s. 751-761.

 (6) Bu çalışmaların büyük bir bölümünü içeren bibliyografik çalışma için bkz. Adnan Gürbüz, XV.-XVI. Yüzyıl Osmanlı 

Sancak Çalışmaları Değerlendirme ve Bibliyografik Bir Deneme, İstanbul 2001.

 (7) Ahmet Taşğın, “ Diyarbakır Türkmen Alevilerinde İrşat ve Kuşanma Töreni”, Türk Kültüru ve Hacı Bektaş-ı Veli 

(Ankara 2006)’ S. 39, s. 52-53.

 (8) Alemdar Yalçın- Hacı Yılmaz, “ Karkın Ocaklı Boyu İle İlgili Yeni Belgeler”, Türk Kültüru ve Hacı Bektaş-ı Veli S. 

21, s. 13-88.

116

Mehmet Salih ERPOLAT

Forschungszeitschrift über das Alevitentum und das Bektaschitentum / 2016 / 13

Bunların yanında bölgedeki türbe, yatır, ziyaretgâh ve zaviyelerin de en az bir 

kısmının eski Türkmen-Alevî topluluklarına ait olduğuna dair kuşku duymamaktayız. 

Mesela Ergani’de XVI. yüzyıldan beri varlığını bildiğimiz Dediği Baba Zaviyesi, Hz. 

Muhammed’in amcasının oğlu, Hz. Ali’nin kardeşi İmam Akil9

 (‘Ukayl)’in türbesinin 

Diyarbakır’da olması, yörede İncehıdır, Karabab (Karababa) gibi ziyaretlerin olması 

görüşümüzü kuvvetlendiren deliller olarak düşünülebilir.

Çalışmamızın asıl dayanağını oluşturan arşiv kayıtlarıdır. Bunlar arasındaki 

bulguları sıra ile değerlendirerek konuyu açıklığa kavuşturalım. 1518 tarihli 

Diyarbekir Vilayeti 64 numaralı Mufassal Tahrir Defterinde yer alan bazı kişilerin 

Türkmen olduğuna dair kayıtlar mevcuttur. Bu kayıtlarda adı geçen bazı köyler ise 

şunlardır. Arslan Oğlu-ı Ulyâ10, Dübir11, Kazuk Depe12, Şükrullah-ı Köhne13, Duman14

 , 

Hancuğaz15, Misafir Viranı16, Bestam Viranı17, Kakender Gözlü Şeyh18 ve Çanakçılü19 

köyleri. Dikkat edilirse köy adları da büyük ölçüde Türkçe özellikler taşımaktadır. 

Arslan Oğlu-ı Ulya adında geçen ulyâ Arapçada yüksek, yukarı anlamına gelmektedir. 

Bunun zıttı olan aşağı için ise sülâ sıfatı kullanılmaktadır. Bununla aynı manaya 

gelen ve Farsça olan zîr ve bâlâ aşağı-yukarı tabirleri halkın kullandığı kelimelerden 

çok resmî yazışmadan kaynaklanan ifadeler olduğunu düşünüyoruz. Çünkü Anadolu 

coğrafyasının her tarafında bu sıfatların köy adlarıyla beraber kullanıldığını müşahede 

etmekteyiz.

(9) Bu türbe, İmam Akil yeni adı Adaklı olan köydedir. Hasan Basri Konyar bu türbeyi Alevi Türkmenlerin önemli 

ziyaretgâhı olarak göstermektedir. Bkz. Diyarbekir Yıllığı, C. III, Ulus Basımevi Ankara 1936, s. 75. Bu adı Ukeyl olarak 

yazmıştır. Bu zatın adının doğru okunmasıyla ilgili araştırmacılar arasında birlik bulunmamaktadır. Kimi Akil, kimi 

Ukayl imlasını tercih etmektedir. Bu kudsi kişinin adına Diyarbakır’da mescit, Adaklı köyünde ise türbe bulunmaktadır. 

Bazı İslam tarihi kaynaklarında bunun Hicaz’da öldüğü ve orada metfun olduğuna dair rivayetler varsa da daha önce 

tarafımızdan Osmanlı Arşivinde tespit edilen ve yayımlanan iki belgeye göre ise yukarıda da belirtildiği gibi türbesi Adaklı 

köyündedir. Diyarbakır’daki mescidi ise 1930’lu yıllarda yıkılmıştır. Bkz. BOA, İ. EV. 44/6a ve 44/6b; Kenan Yakuboğlu, 

Mehmet Salih Erpolat, Mustafa Sarıbıyık, Osmanlı Belgelerinde Diyarbakır, Diyarbakır 2011, s. 297, 298. Söz konusu 

belgelerin giriş cümlesi “ İbn-i ‘amm cenâb-ı resul-ı Kibriya Hazreti ‘Ukayl raziyallahu ta’ala anh efendimizin Diyarbekir 

vilayeti dâhilinde Amid nahiyesinde vâki‘ türbe-i saadetlerine merbut Telulek ve Domalan karyeleri…” şeklindedir.

 (10) BOA, TD 64, s. 6.

 (11) BOA, TD 64, s. 8.

 (12) BOA, TD 64, s. 30.

 (13) BOA, TD 64, s. 31. Bu köyün adına daha sonraki defterlerde rastlanılmamaktadır. Ancak Şükürlü adında yakın 

zamana kadar Türkmen-Alevî özelliğini koruyan bir köy vardı. Köy hâlâ mevcut olup belirtilen özelliğini büyük ölçüde 

kaybetmiştir.

 (14) BOA, TD 64, s. 32.

 (15) BOA, TD 64, s. 34.

 (16) BOA, TD 64, s. 81.

 (17) BOA, TD 64, s. 101.

 (18) BOA, TD 64, s. 102.

 (19) BOA, TD 64, s.111.

117

Osmanlı Arşiv Belgelerinden Türkmen - Alevi Varlığını Tespit Etmenin Zorluğu ve İmkânları Diyarbekir Vilayeti Örneği 

Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Dergisi / 2016 / 13

Türkmen-Alevîlerin tespiti için müracaat ettiğimiz başka bir yol ise tahrir 

defterlerinde geçen kişi adlarıdır. Müslümanlar arasında bazı toplulukları diğerlerinden 

ayırmak her zaman mümkün olmayabilir. Mehmet, Ali, Hüseyin, Hasan, Mansur, 

Maksut, Mesut, Salih vb. adlardan hareketle Türkü, Kürdü, Arabı, Acemi ayırmak 

mümkün olamaz. Bizim burada üzerinde duracağımız kişi adları belirttiklerimizden 

farklı adlar olacaktır. Meselâ Şeyhi, Şah Kulu, Şah Verdi, Şah Veli, Nur Ali, Şah Ali, 

Şah Hüseyin, Hüseyin Kulu, Pîr Kulu, Şeyh Ali, Can Ali, Yar Ali, Ali Kulu, Can Kulu, 

Yol Kulu gibi adlar defterde sık sık kullanılan adlar arasında yer alırken Allah Kulu ve 

Muhammed Kulu adları sadece birer defa geçmektedir. Bunun yanında Ahmet Kulu, 

Mahmut Kulu, Bekir Kulu, Osman Kulu gibi adlara rastlanılmamaktadır.

Belirttiğim bu adları taşıyanların tamamının Alevi ve Türkmen olduğu iddiasında 

değiliz, ancak bu adların bölgede tesadüfen karşılaşılan adlar olmadığı da kuşku 

götürmez bir gerçektir. Bu adlardan Şeyhi’nin Diyarbekir Alevileri’nin mensup olduğu 

Alevî kolu olmasından dolayı yaygın olduğunu düşünüyoruz. Ali Kulu, Hüseyin Kulu, 

Yar Ali, Dur Ali, Can Kulu, Yol Kulu gibi adların Ali ve Ehl-i beyt sevgisinin yanında 

Alevilik inancıyla alakalı olacağından kuşku duyulmamaktadır.

Belirtilen bu adlar, Türkiye’de kişi adları üzerinde hazırlanmış önemli kitaplarda 

rastlanılan adlar olmaması dikkat çekicidir20

.

Tahrir defterlerinde bu adların dışında çok özgün başka Türkçe adlar da yer 

almaktadır. Tanrıvermiş, Tanrıveren, Hüdaverdi, Çalapverdi, Gökçe, Yağmur, 

Sarı, Eslemez, Kayıtmaz, Toktamış bazen de Tohtamış, (Durmuş anlamındadır. Bu 

şekliyle Kırgız lehçesinde hâlâ kullanılmaktadır. Anadolu’da ise anlamı büyük ölçüde 

unutulmuştur.) Bayram, Bayram Hoca, Budak, Yağmur, Balı, Satı, Satılmış, Durmuş, 

Dursun, Ürkmez, Korkmaz, Aydoğmuş, Gündoğmuş, Türemiş, Sevindik, Bulduk, Er 

Buldu, Dönmez, Ulaş, Yaramış, Yinal, Göç, Göç Eri, Göç Beyi, Göçü, Göçgün gibi 

mesajı çok açık olan bir hayli kişi adı mevcuttur21

.

(20)Aydil Erol, Şarkılarla Şiirlerle Türkülerle ve Tarihi Örneklerle Adlarımız, Ankara 1992; Cem Dilçin Adlar Sözlüğü, 

İstanbul 2014; Osman Kibar, Türk Kültüründe Ad Verme Kişi Adları Üzerine Bir Tasnif Denemesi, Ankara 2005. Burada 

zikrettiğimiz adların hepsi tarihî adlar olması ve yerel ve millî tarihin önemli verileri olmasına rağmen ilgili eserlerde bile 

yer verilmiyorsa milletçe yapacak daha çok işimizin olduğunu göstermektedir.

 (21)Amid Sancağı ile Mardin Sancağı şahıs adları üzerine yapılmış çalışmalar var. Karşılaştırma için bkz. Mehmet Mehdi 

İlhan, , “ XVI. Yüzyıl Başlarında Amid Sancağı Yer ve Şahıs Adları Hakkında Bazı Notlar”, (Ankara 1990) Belleten LIX, 

s. 213-232; Yılmaz Kurt, “ Mardin Kişi Adları“, I. Uluslararası Mardin Tarihi Sempozyumu Bildirileri 26-28 Mayıs 2006, 

Editör İbrahim Özcoşar-Hüseyin H. Güneş, C. I, İstanbul 2006, s. 425-446.

118

Mehmet Salih ERPOLAT

Forschungszeitschrift über das Alevitentum und das Bektaschitentum / 2016 / 13

Kişi adlarında kısmen de olsa inanç ve sosyal yaşantının izlerini bulmak 

mümkündür. Bu adların dil bilimi ve tarihî olaylar bakımından da önemli olduğunu 

düşünüyoruz. Çünkü bu adların bir kısmının bölge folkloruyla, bir kısmının sosyal ve 

ekonomik hayatla doğrudan ilgili olabileceği akıldan uzak tutulmamalıdır. 

Bölgedeki Türkmen cemaatleri XVI. Asırda Diyarbekir Vilayeti’nde varlıkları 

tespit edilebilen bazı cemaatlerin Türkmen oldukları bilinmektedir. Bunların 

başında Bozulus, Dulkadirli, Karakeçili, Sarılı, Şebek22 gibi topluluklar gelmektedir. 

Bozulus taifesi, Diyarbekir vilayetinde yaşayan en kalabalık nüfusa sahip cemaat 

konfederasyonudur. Bozulus taifesinin, 1540 tarihinde Amid sancağında 7325 hane, 

688 mücerred olmak üzere 8013 nefer nüfusa sahip olduğu görülmektedir23. Bu sayı, 

Bozulus taifesinin Amid Sancağı’ndaki nüfusunun yaklaşık 37.313 kişi olduğunu, 

yani yuvarlak hesapla 40.000 kişiye yakın olduğunu göstermektedir. Karakeçili 

cemaatinin XVI. yüzyılda Viranşehir-Koçhisar (Kızıltepe) arasında yaşadığı tahrir 

kayıtlarından anlaşılmaktadır24. Sarılı cemaati XVI. yüzyılda Nusaybin ve Akçakale 

sancakları ile Musul çevresinde yaşayan Türkmen-Alevi bir topluluk idi. 1567’de 

Sarılü cemaatinin 26 köyde ikamet ettikleri görülmektedir. Bu köylerden bazıları 

şunlardır: Hasan Mü’min, Ağzı Büyük, Ebu Hayali nd. Selame, Gergür, Bayındır 

Depesi nd. Kertuvan, Til Güran, Tezeklü, Til Meryem’dir25. Sarılü cemaati Türkmen26

olup, cemaatin bir kısmı Şehr-i Zor’da27 yaşamaktaydı. Günümüzde Nusaybin’de bu 

topluluktan yaşayan kimse kalmamıştır.

Diyarbekir Şeri’yye Sicillerinde de Türkmen cemaatlerin olduğuna dair kayıtlar 

bulunmaktadır. Buna göre Kazıklı, İzzeddin, Köçekli ve Harbendelü28 Diyarbekir’deki 

(22) Şebeklerle ilgili bkz. Martin van Bruinessen, “Les Annales de l’Autre Islam 5 (1998) s. 185-196 aynı makalenin 

İngilizcesi icin “ A Kizilbash Community in Iraqi Kurdistan: The Shabak”, www.hum.uu.nl/medewerkers/m.vanbruinessen; 

Ahmet Taşğın’ “Irak’ta Bektaşi Topluluğu Şebekler”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş-ı Veli Araştırma Dergisi, S. 52, (Ankara 

2009), s.127-143; Burak Gümüş, “Irak’ın Kuzeyinde Şabak Toplumunun Konumu Üzerine”, Sosyal ve Beşeri Bilimler 

Dergisi, C. 2’ S. 2, (2010) (Online).

(23) BOA, TD 200, s. 1007-1008. (Bkz) ek: 1.

(24) BOA, TD 998, s. 8,18; Mehmet Salih Erpolat, “XVI. Yüzyıl Tahrir Defterlerinde Siverek Karakeçilileri”, Mehmet 

Eröz Armağanı, İstanbul 2011, s. 225-239.

(25) Mehmet Salih Erpolat, “XVI. Yüzyıl Arşiv Kayıtlarından Tahrir Defterlerine Göre Nusaybin”,Geçmişten Günümüze 

Nusaybin Sempozyum Bildirileri 27-28 Mayıs 2004, Editör Kenan Ziya Taş, Ankara 2009, s. 135-150.

(26) Cevdet Türkay, Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak Aşiret ve Cema’atler, İstanbul 1979, s. 647.

(27) KKA, TD 97, v. 246a

(28) Diyarbekir Şer’iyye Sicilleri Âmid Mahkemesi, C. 1, Diyarbakır 2013, s. 51, 59. Burada bu cemaatlerin nüfusu ve 

sancağın neresinde yaşadıklarına dair bilgi verilmemiştir.

119

Osmanlı Arşiv Belgelerinden Türkmen - Alevi Varlığını Tespit Etmenin Zorluğu ve İmkânları Diyarbekir Vilayeti Örneği 

Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Dergisi / 2016 / 13

diğer Türkmen toplulukları olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu belgelerde adı geçen 

Türkmen toplulukların mevcutları ve yaşadıkları yerleşim yerleri, kışlak ve yaylakları, 

sahip oldukları koyun sayıları ve üretimleri hakkında bilgilere yer verilmemiştir.

1566 yılında Ruha sancağına bağlı Kısas köyünde yaşayan 103 neferden 5’i 

için Sarılü cemaatine mensup olduğuna dair notun düşüldüğü görülmektedir. Şebek 

cemaati Musul Sancağı’nda yaşayan bir topluluk olup, Türkmen-Alevi idiler. Şebek 

adına, Musul Sancağı dışında Ruha sancağında Şebek adını taşıyan 2 köy, 4 de 

mezra adı olarak rastlanılmaktadır. Bunların çoğunun mezra olduğu göz önünde 

tutulursa bu dönemde Alevi Türkmen topluluklarının bölgeden ayrılmalarının işareti 

sayılabilir. XVI. yüzyılda Diyarbekir vilayetinde yaşadıkları bilinen başka bir cemaat 

de Şakakilerdir. Şakakiler, XVI. yüzyılda 14 oymak, 998 hane, 69 mücerred nüfusa 

sahip bir topluluk idi. XVI. yüzyılda Hasankeyf çevresinde yaşayan bir aşiret iken, 

XVII. yüzyılda İran’da sayıları 200.000’i bulan bir topluluk oldukları ve Türkçe 

konuştukları, İran’da 1724’te basılan Tuhfe-i Şahi isimli eserde ifade edilmektedir. 

XIX. asırda İran’ı gezerek aşiretler hakkında bilgi veren Jauber ve Morier de bu 

aşiretin Türkçe konuşan bir topluluk olduğunu kaydetmiştir . Bu bilgi hem XVI. 

yüzyılda bölgedeki Türkmen nüfusun varlığını ortaya koyması hem de Anadolu’dan 

İran’a Türkmen nüfusun göç ettiğini ortaya koyması bakımından önemlidir.

Tahrir Defterlerinde bölgedeki etnik değişime ışık tutacak önemli verilerin 

olduğuna inanıyoruz. Bu verileri köy köy aşağıda açıklamaya ve defterdeki sayfaları 

belirterek göstermeye çalışacağız. Köy adından ve köyde yaşayan kişi adlarından 

Türkmen olduğundan kuşku duyulmayan birçok köyde listenin genellikle sonunda ya 

da sonlarına doğru “Kürd” olduklarına ya da “Mardisi”, “Atak”, “Ruha”, “Siverek”, 

“Dağ”, “Süleymanlu”, “Zeriki” ve “Hini”den gelen kişilerin köylere yerleştirildiği 

tespit edilebilmektedir. Burada Mardisi, Basiyan, Süleymanlu ve Zeriki bölgedeki 

önemli Kürt aşiretleridir. Atak bugünkü Lice, Ruha bugünkü Şanlıurfa’nın XVI. 

yüzyıldaki adıdır. Bu bilgilerden etnik değişimin nasıl olduğunu ve ne zaman 

başladığını tespit etmek mümkündür.

Bu ifade ettiğimiz hususa örnekler vererek konuyu açıklığa kavuşturalım. 

Bakırca-ı İzzet 1518’de 10 haneli bir köy idi. Bunlardan iki hanesi köye 

sonradan yerleştirilen “Kürd” idi.

(29) Nejat Göyünç, “Türk-Kürt İlişkileri Hakkında”. Türk Kültürü, S. 346, Ankara 1992, s. 67-68.

(30) BOA, TD 64, s. 29.

120

Mehmet Salih ERPOLAT

Forschungszeitschrift über das Alevitentum und das Bektaschitentum / 2016 / 13

Şeyh Nasır31 16 hane, 4 mücerred (eli iş tutan, evli olmayan erkek vergi 

mükellefi için kullanılan bir tabir) defterdeki kayıtlı son kişi Hasan adında bir “Kürd” 

idi. Til Beğit32 , Kazuk Depe33 , Kubbecik34 , Duman35 , Til Hafuş36 , Yıvacık37

 , 

Maksud Calavdar38 , Kerh39 , Acı-ı Sülâ40 , Zuğzenç41 , Güllüce-i İdrislü42 , Çevliği 

Kara Ahmet43, Oruç Bey44, Mitrani45 , Pir Hüseyin Depesi46 , Örenlü-i Üveys47 , Behlül 

Bey48 , Bayezidlü49 , Kozan50 , Akimi51 , Mamaş52 , Yassı Viran53 , Çaylu-yı Ulyâ54

 , 

İmran55 , Kef Neccâr56 , Kıcılu İdrislü57 , Abbas Timurhanlu58 , Ağ Viran59 , Hamir-i 

Sagir60 , Tatar61 , Til Aloy62 , Porsuklu63 , Recep Gördük64 , Misafir Viranı65 , Tavşan 

Depesi66 , Kengerlü67 , Senati68 , Dilki Depesi69 , Şerafeddin Depesi70 , Kara Göz71

, Göz-i Büyük72 , Hesini73 , Şeri’atsüz74 , Kübeyşi75 , Şahi76 , Haydarlü-yi İzzet77

 , 

Kamışlu78 , Ağ Meşhed79 , Ali Darılu80 , Kankurdlu81 , İzzet Viranı82 , Biçer Ömer83

 , 

Sakar Alo84 , ‘Aynşâ85 , Nerkislü86 , Bahçelü Fahreddin87 , Deyr Beşir88 , Altun Akar89

, Yenice-i Akça Kal’a90 , Habeşi91 , Saidi92 , Çanakçılu93 , Daragni94 , Feyyaz95 , Irak96

, Kadı-ı Ulyâ97 olmak üzere tespitlerimize göre 68 köyde yukarıda belirtilen benzeri 

durumun gerçekleştiği görülmektedir.

(30)BOA, TD 64, s. 29. (65)BOA, TD 64, s. 81

 (31)BOA, TD 64, s.29. (66)BOA, TD 64, s. 83

 (32)BOA, TD 64, s. 29. (67)BOA, TD 64, s. 83.

 (33)BOA, TD 64, s. 30. (68)BOA, TD 64, s. 83. 

 (34)BOA, TD 64, s. 31. (69)BOA, TD 64, s. 84.

 (35)BOA, TD 64, s.32. (70)BOA, TD 64, s. 84.

 (36)BOA, TD 64, s. 32. (71)BOA, TD 64, s. 85.

 (37)BOA, TD 64, s. 34. (72)BOA, TD 64, s. 88.

 (38)BOA, TD 64, s. 35. (73)BOA, TD 64, s. 89.

 (39)BOA, TD 64, s. 36. (74)BOA, TD 64, s. 89.

 (40)BOA, TD 64, s. 36. (75)BOA, TD 64, s. 90

 (41)BOA, TD 64, s. 49. (76)BOA, TD 64, s. 91.

 (42)BOA, TD 64, s. 40. (77)BOA, TD 64, s. 91

 (43)BOA, TD 64, s. 41. (78)BOA, TD 64, s. 93.

 (44)BOA, TD 64, s. 41. (79)BOA, TD 64, s. 93.

 (45)BOA, TD 64, s. 41. (80)BOA, TD 64, s. 94.

 (46)BOA, TD 64, s. 42. (81)BOA, TD 64, s. 95.

 (47)BOA, TD 64, s. 43. (82)BOA, TD 64, s. 96.

 (48)BOA, TD 64, s. 44. (83)BOA, TD 64, s. 97.

 (49)BOA, TD 64, s. 59. (84)BOA, TD 64, s. 98.

 (50)BOA, TD 64, s. 60. (85)BOA, TD 64, s. 100.

 (51)BOA, TD 64, s. 63. (86)BOA, TD 64, s. 103.

 (52)BOA, TD 64, s. 64. (87)BOA, TD 64, s. 104.

 (53)BOA, TD 64, s. 67. (88)BOA, TD 64, s. 105.

 (54)BOA, TD 64, s. 67. (89)BOA, TD 64, s. 105.

 (55)BOA, TD 64, s. 69. (90)BOA, TD 64, s. 108.

 (56)BOA, TD 64, s. 70. (91)BOA, TD 64, s. 110.

 (57)BOA, TD 64, s. 70. (92)BOA, TD 64, s.111.

 (58)BOA, TD 64, s. 70. (93)BOA, TD 64, s. 111.

 (59)BOA, TD 64, s. 71. (94)BOA, TD 64, s. 112.

 (60)BOA, TD 64, s. 74. (95)BOA, TD 64, s. 112.

 (61)BOA, TD 64, s. 75. (96)BOA, TD 64, s. 115.

 (62)BOA, TD 64, s. 76. (97)BOA, TD 64, s. 81.

 (63)BOA, TD 64, s. 79.

 (64)BOA, TD 64, s. 80.

121

Osmanlı Arşiv Belgelerinden Türkmen - Alevi Varlığını Tespit Etmenin Zorluğu ve İmkânları Diyarbekir Vilayeti Örneği 

Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Dergisi / 2016 / 13

Bu değişimin gerçekleşmesinde etkili olan başka faktörlerin olabileceğini de 

hesaba katmak lazımdır. Mesela bunlardan birinin köylerin çoğu zaman 10 hanenin 

altındaki bir büyüklükte olması düşünülebilir. Böyle köylerde dinî, sosyal ve kültürel 

kurumların gelişmesi ve yaşaması zordur. Çünkü onu besleyecek insan potansiyeli ve 

maddi güç her zaman mümkün olmayabilir.

Tahrir defterlerindeki bilgilere göre yörede sadece Türkmenler ve Türkmen 

Aleviler yaşamıyorlardı. Bunların yanında Zilan, Basiyan, Bociyan, Zeriki, Aluci 

Ekrad göçer toplulukları ile Rum, Ermeni, Yahudi ve Şemsi olarak tabir edilen 

gayrimüslim topluluklar da mevcuttu. Yahudiler, Rumlar şemsiler şehir merkezinde, 

Ermeniler ise hem şehirde hem de kırsalda yaşıyorlardı. Yezidilerle ilgili olarak tahrir 

kayıtlarına yansıyan bir bilgiye tesadüf edilmemiştir.

Bu bilgi Kızılbaşlardan “surh-serân” adı verilen bir tür özel verginin tahsil edildiğini 

göstermektedir. Tahrir Defterlerinde Kızılbaş varlığı ile ilgili farklı tabirlerin ve 

terimlerin kullanıldığı görülmektedir. Bunlar; “Kızılbaş olub”, “Kızılbaş’a gittikte”, 

“Kızılbaş’a giden”, “surh-serân” şeklinde tespit edilebilmektedir. Bu tabir ve 

terimlerden araştırma sahamız olan Diyarbekir Vilayeti’ne bağlı sancaklarda “surh￾serân” teriminin kullanıldığı müşahede edilmektedir. Surh-serân98 terimini oluşturan 

surh, kızıl-kırmızı, serân ise başlar anlamına gelmektedir. Buradan hareketle bu 

terimin Kızılbaş anlamına geldiği ifade edilebilir.

 Diyarbekir tahrir defterlerinden 1526 tarih ve 998 numaralı olanı Türk vergi tarihi 

ve bölgenin toplumsal tarihi için çok farklı bir bilgi içermektedir.

Surh-serân terimi tahrir defterlerinde sık rastlanılan bir tabir değildir. Bu 

terime sadece Başbakanlık Osmanlı Arşivi Tapu-Tahrir Defteri numara 134 ve 

998’da rastlanılmaktadır. Adı geçen defterler ile şimdiye kadar yayımlanmış olan 

kanunnamelerde surh-serân terimini açıklayan malumata rastlanılmamıştır. Bu 

defterlerdeki kayıtlardan surh-serân vergisinin “Kızılbaş” taifesinden ve Kızılbaş 

şahıslardan alınan kişiye özgü ve çoğunlukla ise önceden hesaplanamayan vergi 

türleri ile beraber tahsil edildiği anlaşılmaktadır. Her ne olursa olsun 

bu vergiyi ödemekle mükellef olanların Kızılbaş oldukları anlaşılmaktadır. Surh￾serân vergisinin Diyarbekir Vilayeti’ne bağlı Amid99

 ,

(98) BOA, TD 998, s. 7, 52, 64, 73, 92, 104, 115, 119, 130, 136, 148, 163, 180, 182, 199.

(99) BOA, TD 134, s. 2. Bu vergii Amid’de mâl-ı gaib, ve mâl- mevkuf ve mâl-ı medfûn ve mâl-ı surh-serân başlığıyla 

10.000 akçe olarak toplanmıştır.

122

Mehmet Salih ERPOLAT

Forschungszeitschrift über das Alevitentum und das Bektaschitentum / 2016 / 13

Mardin100 , Sincar101 , Musul102 , Arabkir103 , Ergani104 , Çermik105 , Siverek106 , Kiğı107

, Çemişgezek108 , Harput109 ve Ruha110 sancaklarında yaşayan Kızılbaşlardan tahsil 

edildiği tespit edilebilmektedir. Bu durumda 1526 tarihinde Diyarbekir Vilayeti’ne 

bağlı Hasankeyf sancağı ile Siird kazası hariç bütün sancaklarda bu verginin cari 

olduğu ifade edilebilir. Bu durum aynı zamanda adı geçen sancakların hepsinde işaret 

edilen tarihte Kızılbaş varlığının göstergesidir.

Surh-serân vergisi için şu hususa dikkat etmek lazımdır. Bu vergi Osmanlı 

Devleti’nin düzenli topladığı bir vergi olmadığını, bir standardının belirlenmediğini, 

alınmasının şartlarının ne olduğu ve kanunnamelerde yer almadığını unutmamak 

lazımdır. Ancak her ne olursa olsun Kızılbaşlardan tahsil edildiği açıktır. Bu yönüyle 

bu hayat tarzını benimsemiş olanların kısa bir süre de olsa bundan sıkıntı çektikleri 

ileri sürülebilir.

Sonuç

XVI. yüzyılda Diyarbakır ve yöresinde Türkmen-Alevî varlığı günümüzden daha 

yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Yaşadıkları köylerin sayısının tahmin edilenin

(100)BOA, TD 998, s. 52. Bu vergi Mardin’de mukata-ı tamga-ı siyah ve bâc-ı ‘ubûr ile birlikte 80.000 akçe olarak tahsil 

edilmiştir. 

(101) Aynı defter, s. 64. Mâl-ı gâib ve mâl-ı mevkuf ve mâl-ı medfûn ve mâl-ı surh-serân fî sene 3000.

(102) Aynı defter, s. 73. “mahsul-ı beytü’l-mâl ve mâl-ı gâib ve mâl-ı mevkuf ve mâl-ı medfûn ve mâl-ı surh-serân fî sene 

5000.

(103) Aynı defter, s. 92. “mahsul-ı ‘an beytü’l-mâl ve mâl-ı gâib ve mâl-ı mevkuf ve mâl-ı medfûn ve mâl-ı surh-serân fî 

sene 6000.

(104)Aynı defter, s. 104. “mahsul-ı ‘an beytü’l-mâl ve mâl-ı gâib ve mâl-ı mevkuf ve mâl-ı medfûn ve mâl-ı surh-erân fî 

sene 3000.

(105) Aynı defter, s. 115, 119. “mahsul-I beytü’lmâl ve mâl-I gâib ve mâl-I mevkûf ve mâl-I medfûn ve mâl-ı surh-serân 

fî sene 1000; “harâc-ı bağât-ı surh-serân ki kıbel-ı … fî sene 500 akçe. Diğer sancaklardaki bu vergi padişah hasları içinde 

tehsil edilirken Çüngüş’te bağ haracı olarak zeamet ve timar başlığı altındaki gelirler arasında sayılmıştır.

(106) Aynı defter, s. 130, padişah hasları arsında mal-I gaib, mal-ı mevkûf ve mâl-ı medfûn ile birlikte yıllık 5000 akçe 

alınmıştır. Aynı defter, s. 136. “mahsûl-ı Doğan benâm surh-serân” hâsıl 500 akçe. Bu kısım zeamet-timarlar arasında 

sayılmıştır.

(107) Aynı defter, s. 148. “beytü’ül-mâl ve mâl-I gâib ve mâl-ı medfûn ve mâl-ı surh-serân fi sene 5000. Padişah hasları 

arasında tehsil edilmiştir.

(108) Aynı defter, s. 163. Padişah hasları içinde olup, mal-ı gaib, mâl-I medfûn ile birlikte 2000 akçe tehsil edilmiştir.

(109) Aynı defter, s. 180, Padişah hasları arasındaydı. “beytü’ı-mâl ve mâl-ı gâib ve mâl-ı mevkûf ve mâl-ı surh-serân ve 

yavâ ve kaçgun-ı livâ-ı mezbûr fî sene 10.000”; Aynı defter s. 182. “bâc-ı İbrahim-ı surh-ser”.

(110) Aynı defter, s. 199. “beytü’l-mâl ve mâl-ı gâib ve mâl-ı mevkûf ve mâl-ı medfûn ve mâl-ı makbûz ve mâl-ı surh-ser 

der şehir fî sene 15.000” Ruha’daki Kızılbaşların şehirde yaşadıkları anlaşılmaktadır. 

123

Osmanlı Arşiv Belgelerinden Türkmen - Alevi Varlığını Tespit Etmenin Zorluğu ve İmkânları Diyarbekir Vilayeti Örneği 

Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Dergisi / 2016 / 13

üzerinde olduğu anlaşılmaktadır.

XVI. yüzyılda kullanılan Şah Kulu, Ali Kulu, Hüseyin Kulu, Şah Verdi gibi kişi 

adlarının Alevî hayat tarzının yansıması olarak düşünülmektedir. Bu adların daha 

ziyade kırsalda yaşayan kişiler arsında tercih edildiği görülmektedir.

Tahrir defterlerindeki bazı kayıtlardan etnik değişmenin izlerinin ortaya 

çıkarılabileceği görülmüştür. Bu değişmenin bölgedeki Türkmen Alevilere özellikle 

mi yapıldığı yoksa zamanın sosyo-ekonomik ve siyasi şartları içerisinde kendiliğinden 

mi gerçekleştiğine dair elimizde kesin ve mevsuk bilgiler mevcut değildir. Bunun için 

de ileri sürülecek en makul ikirler üzerinde bile bir düşünce birliğinin sağlanması 

mevcut sosyo-politik ortamda beklenemez. 

Sadece Diyarbekir vilayetindeki Kızılbaşlardan 1526’da tahsil edilen “surh￾seran” vergisinin olduğu ve mahiyeti hakkında defterde yer alan bilgiler dipnotlarla 

gösterilmiştir.

 Diyarbekir yöresinde Kürtlerin yerleşik hayata geçmelerinin 1518’de birer 

ikişer kişi ile eski köylere yerleşerek veya yerleştirilerek belgelere yansıdığı tespit 

edilmektedir.

Böyle bir çalışmayı yapmanın sayılabilecek zorlukları elbette vardır. Ancak, 

imkânsız olmadığı ve önemli sayılabilecek sonuçların elde edilmesinin küçük de olsa 

bir adımı kabul edilebilir.

Bu tür çalışmalar bir kişinin çabalarıyla olması gereken sonuçları vermeyebilir. 

Bunun için disiplinler arası işbirliği gerekmektedir. Bu yapılmadığı takdirde her 

çalışmanın eksik kalacak çok tarafı olacaktır. Bununla birlikte bu çalışmanın konuya 

ilişkin küçük de olsa bir perspektif kazandırmış olması bizi memnun edecektir.

124

Mehmet Salih ERPOLAT

Forschungszeitschrift über das Alevitentum und das Bektaschitentum / 2016 / 13

A-Arşiv Vesikaları

a) Tahrir Defterleri

1- Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde Tapu Tahrir tasnifinde 64, 200 ve 998 numaralı 

defterler

2- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Kuyûd-ı Kadime Arşivi’nde 97 ve 155 numaralı 

defterler.

b- Diğer Defterler

1- 3 Numaralı Mühimme Defteri. 

AKIN, Bülent (2011). Diyarbakırlı Türkmen Alevi Âşıklar, Köln: Öner Verlag.

AKSÜT, Hamza (2004). “Anadolu Aleviliğinin Oluşum Yerlerinden Biri Olarak Diyarbakır 

Yöresi”, 1. Uluslararası, Oğuzlardan Osmanlıya Diyarbakır Sempozyumu 20-22 Mayıs 

2004 Bidiriler, İzmir 2004, s. 751-761.

AKSÜT, Hamza (2002). Anadolu Aleviliğinin Sosyal ve Coğrafi Kökenleri, Ankara.

BRUINESSEN, Martin van. “Les Annales de l’Autre Islam 5 (1998) s. 185-196 aynı 

makalenin İngilizcesi için “A Kizilbash Community in Iraqi Kurdistan: The Shabak”, 

www.hum.uu.nl/medewerkers/m.vanbruinessen. 

DİLÇİN, Cem (2014). Adlar Sözlüğü, İstanbul.

Diyarbekir Şer’iyye Sicilleri Âmid Mahkemesi, C. 1, Diyarbakır 2013.

Diyarbekir Şer’iyye Sicilleri Âmid Mahkemesi, C. 5, Diyarbakır 2015

EROL, Aydil. Şarkılarla Şiirlerle Türkülerle ve Tarihi Örneklerle Adlarımız, Ankara 1992.

ERPOLAT, Mehmet Salih (2014). “Tahrir Defterlerinde Diyarbekir Vilayetindeki Türkmen 

Alevî Varlığı”, Ortaçağ Anadolusu’nda Bir Türkmen Şeyhi Dede Garkın, Editörler: Ahmet 

Taşğın, Mehmet Salih Erpolat, Sadullah Gülten, İstanbul: Önsöz Yayıncılık, s. 323-341.

ERPOLAT, Mehmet Salih (2004). “XVI. Yüzyıl Arşiv Kayıtlarından Tahrir Defterlerine 

Göre Nusaybin”,Geçmişten Günümüze Nusaybin Sempozyum Bildirileri 27-28 Mayıs 

2004, Editör Kenan Ziya Taş, Ankara 2009, s. 135-150.

ERPOLAT, Mehmet Salih (2011). “XVI. Yüzyıl Tahrir Defterlerinde Siverek 

Karakeçilileri”, Mehmet Eröz Armağanı, İstanbul, s. 225-239.

GÖYÜNÇ, Nejat (1992). “Türk-Kürt İlişkileri Hakkında”. Türk Kültürü, S. 346, Ankara 

1992, s. 67-68.

GÜMÜŞ, Burak (2010). “Irak’ın Kuzeyinde Şabak Toplumunun Konumu Üzerine”, 

Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, C. 2, S. 2, (Online).

GÜRBÜZ, Adnan (2001). XV.-XVI. Yüzyıl Osmanlı Sancak Çalışmaları Değerlendirme 

ve Bibliyografik Bir Deneme, İstanbul.

İLHAN, Mehmet Mehdi (2006). “XVI. Yüzyıl Başlarında Amid Sancağı Yer ve Şahıs 

Adları Hakkında Bazı Notlar”, (Ankara 1990) Belleten LIX, s. 213-232; 

KURT, Yılmaz (2006).“Mardin Kişi Adları“, I. Uluslararası Mardin Tarihi Sempozyumu 

Bildirileri 26-28 Mayıs 2006, Editör İbrahim Özcoşar-Hüseyin H. Güneş, C. I, İstanbul 

2006, s. 425-446.

KİBAR, Osman (2005). Türk Kültüründe Ad Verme Kişi Adları Üzerine Bir Tasnif 

Denemesi, Ankara 2005. 

 KAYNAKÇA

125

Osmanlı Arşiv Belgelerinden Türkmen - Alevi Varlığını Tespit Etmenin Zorluğu ve İmkânları Diyarbekir Vilayeti Örneği 

Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Dergisi / 2016 / 13

KONYAR, Basri (1936). Diyarbekir Yıllığı, C. III, Ulus Basımevi Ankara 1936. 

TAŞĞIN, Ahmet (2006). “Diyarbakır Türkmen Alevilerinde İrşat ve Kuşanma Töreni”, Türk Kültürü ve 

Hacı Bektaş Veli Dergisi, (Ankara 2006)’ S. 39, s. 52-53.

TAŞĞIN, Ahmet (2009). “Irak’ta Bektaşi Topluluğu Şebekler”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma 

Dergisi, S. 52, (Ankara 2009), s.127-143.

TAŞĞIN, Ahmet (2003). Diyarbakır ve Çevresindeki Türkmen Alevilerinde Dini Hayat, A. Ü. Sosyal 

Bilimler Enstitüsü, (Yayınlanmamış Doktora Tezi).

TÜRKAY, Cevdet (1979). Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak Aşiret ve Cema’atler, İstanbul.

YAKUBOĞLU, Kenan (2011). - Mehmet Salih Erpolat- Mustafa Sarıbıyık. Osmanlı Belgelerinde 

Diyarbakır, Diyarbakır.

YALÇIN, Alemdar - Hacı Yılmaz (2002). “Karkın Ocaklı Boyu İle İlgili Yeni Belgeler”, Türk Kültürü ve

Hacı Bektaş Veli, S. 21, s. 13-88.

 EKLER 

126

Mehmet Salih ERPOLAT

Forschungszeitschrift über das Alevitentum und das Bektaschitentum / 2016 / 13

127

Osmanlı Arşiv Belgelerinden Türkmen - Alevi Varlığını Tespit Etmenin Zorluğu ve İmkânları Diyarbekir Vilayeti Örneği 

Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Dergisi / 2016 / 13

128

Mehmet Salih ERPOLAT

Forschungszeitschrift über das Alevitentum und das Bektaschitentum / 2016 / 13

129

Osmanlı Arşiv Belgelerinden Türkmen - Alevi Varlığını Tespit Etmenin Zorluğu ve İmkânları Diyarbekir Vilayeti Örneği 

Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Dergisi / 2016 / 13

130

Mehmet Salih ERPOLAT

Forschungszeitschrift über das Alevitentum und das Bektaschitentum / 2016 / 13

Hiç yorum yok: